küfür etme istegi uyandiran sarkilar.
küfür etme istegi uyandiran sarkilar.
"Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden."
Gök, yildizlarla bir olup, girdi kanima. Icimden akan irmaklar gözlerime doldu. Sersemdim ben, ne yapip ettiginden bihaber bir avare.. Gülümsesem icim ürperiyordu, bir kus ucsa irkiliyordum, bir damla yagmur nefesimi kesiyordu. Görüyordum da anlayamiyordum.
Duyularim degismisti, belliydi. Dokunmak bir farkli simdi, tatmak da öyle, hele koklamak.. deniyordum. Sevinmek ise bir cesit edepsizlikti. Soludugum hava kesif bir hal aldi, aslinda ruhuma iyi gelmemeliydi. Derin bir uyku gibiydi zaman, bir isaret parmagi gibi gösterdi ahsabi. hani nasil olur da bir hayal kurulursa, öyle..
acimasizlik gibi geldi önce. Sonra affettim herkesi. Savrulmakti dilegim, belki savrulurmuscasina bir seyler, ne bileyim. Bulutlar aralandi da günes isidi birden, cesmelerden soguk sular akti da, kartopu oynayasim geldi. Bir ates icimde alevlendi, bir yerlerimde kosusturan itfaiyeciler, telasli da degillerdi de nelerdi, nasillardi, kimlerdenlerdi.. bilemedim.
Beyazdi o duvarlar, hayal kurmaya elverisli degillerdi. Beyaz iste! adi üstünde kir tutar. Kirle boyali duvarlara asalim da tek tek resimlerimizi, posterler sonra, olur ya renkli kagitlar.. mutlucuk olalim istedim. Ellerimle süslerdim de bir cocuk mum üflerdi. yine de kurulmaz gibiymis o hayaller, sesler isittim. Bir umutsuzluk bas gösterdi, bir gönülsüzlük. Affettim ama, herkesleri.
Sevmeyi biliyordum oysa, sevmek derken bir cocugu sevmek gibi hani anneler yapar ya.. sonra kadinca sevmek var bi de, yüzüm pembelesir, kacarim gibi gelir. Yalnizlik var sonunda, alisildik. Sahipsizlik de cabasi. Sevincsizlik mi demeliyim?
Baska bir türlü bakiyordu zaten kedi yüzlerime, yanaklarima, boyunlarima, avuclarima, saclarima, burunlarima, parmaklarima… „Baska türlüsü mümkün“ diyordu bir av aninda. Pusu kuruyordu kedi herbir yerlerime, tüyleri de daha bir parlakti. Hallerinden dökülen, acgözlülükten fazlasiydi. Sigindi kedi yanlarima, tüyleriyle tüylerim kesfolundu da, soludum. Yasiyordum. Sonra birden ansizin, yine öldüm. Öldüm de affettim, herkesleri.
Bir usulca köseydi benim dünyam, takiliyordum. Aklim fikrim ne varsa ne yoksa oradaydi, o ölümlü dünyamda. Sanki bir kagit yigininin, yok bir defter, yok bir kitap yigininin, yani bir defter ve kitap yigininin icinden cikmisimcasina mürekkep koktum. Bu kokuyu bir tek ben duydum. Bir tek ben okudum tek tek o siirleri de bir tek benim yanlarim acidi sanki. Affettim, herkesleri..
bir ihtimaldi oysa ki.. bir sanciyi dindirircesine ve bir sanciyi baslatircasina cesur olunulmaliydi. Bütün yaslar tuzluydu, bütün saclar yetim, bütün dillerden hep ayni kelime dökülüyordu „bilmiyorum“. Bir rüya vardi, sirli. O sirri ifsa etmedim. Isyan da etmedim ki bir kutu siyah boyaya dolansaydim mesela, o bembeyaz kirli duvarlardan bir asagi bir yukari yuvarlansaydim.
Yanlarima dokunanlar!.. Yirminizi birden affettim.
"Tütünü bilir misin? "Kız saçı" demiş zeybekler, Su içmez her damardan, Yerini kolay beğenmez, Üşür Naz eder, Darılır İki parmak arasında kıyılmış, Bir parçası var kalbimin İncecik, ak kağıtlara sarılır, Dar vakit yanar da verir kendini. Dostun susan dudağına... Sokaklardan, Kıyılardan, Gök mavisinden, Ekmeğinden, Canevinden ayrı düşmeye Yani bütün hasretlerin kahrına Ve zehrine çaresiz kalmaların, İlk nefesi Hızır gibi yetişir Cibalide sarılan cıgaranın... Tütün isçileri yoksul, Tütün işçileri yorgun, Ama yiğit Pırıl - pırıl namuslu. Namı gitmiş deryaların ardına Vatanımın bir umudu... " Ahmet Arif
içimde, tam ciğerimle göğüs kafesimin arasında bir yerde bir bıcak, bir ölü şişmesin için durup duruyor. Konuşuyorum onunla, diyorum ki: „seni oraya koyan kimse ona arz et meramını, ben öyle yapıyorum!“ hangi madenden koparıldıysa oraya mı gitsin? Ne edeyim? Biliyorum ki bilene bilene bıçak bıçak olacak, tehditkar. Bilene dönen yanılmayacak, biliyorum.